Atatürk’ün “köylü Millet’in efendisidir” dediği öğretildi bize… Atatürk’ün böyle bir sözü yok, “sözün aslı” bambaşka!
30 Mart 2009 Yerel Seçimleri arefesinde aylar boyu “seçim rüşveti” tartışması yaşandı… Seçim bitti, aylarca tartışılan rüşvet iddiaları da gündemden düştü… Türkiye’nin “Siyasi Düzeni” böyle! Abart abartabildiğin kadar / göklere çıkar, sonra da unut gitsin, dönüp-bakma bile…
O zamanlar yapılan ve hatta mahkemelik olan bu “Seçim Rüşveti” iddialarını özetleyen ve de hem AKP’yi hem de CHP’yi eleştiren bir sözü aktarmak istiyorum:
Yardımlar bir sisteme oturtulmalı, “yandaşlara” mı veriyor, “ihtiyaç sahiplerine” mi veriyor? AKP’nin verdiklerine karşılık Karayalçın da “600 milyon vereceğim” diyor. Bu iş “açık arttırmaya” döndürüldü! (Ruhat Mengi / Her Açıdan programı / Star Tv. / 12.12.2008 / 13:59)
“Açık artırmaya” döndürülen, bu, kiminin “sosyal dayanışma” kiminin “seçim rüşveti” dediği “yardımlara” (!), çok “uçuk yorumlar” getirenler de oldu. Meselâ bazıları da buna “sadaka veriyor” dedi. Başbakan da “n’olmuş yani, ‘sadaka’ bizim kültürümüzde var” bile dedi. (http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/470898.asp / 02 Ocak 2009)
> ABD’NİN İNEĞİ, AFRİKA’NIN İNSANI’NDAN KIYMETLİ!
Her konuşmasında “kitaplık sözler” söyleyen bir Ekonomi Uzmanı, Başbakan’ın bu “sadaka” savunmasına öyle bir itiraz etti ki, kelimenin tam anlamıyla “Erdoğan ve zihniyetindekiler”e “kapak” oldu:
Köylüye / çiftçiye “sadaka” vereceğine “gübre” ver! (Prof.Dr.Osman Altuğ / Ruhat Mengi ile Her Açıdan Programı / Star Tv. / 31 Mayıs 2009 – 14:02)
Prof.Dr.Osman Altuğ’un bu sözünün Türkçesi şudur: Milleti / köylüyü-çiftçiyi “hazır yemeye” değil, “üretmeye” teşvik et! Peki neden? Bunun cevabı şu haberde:
ABD’deki her inek için verilen günlük 2,5 dolarlık sübvansiyon, Afrika’nın % 75’inin günlük geçiminden daha fazla. (Ay Blok Takvimi arka sayfası / 23 Mart 2007)
ABD İnekler’e / hayvancılığa neden bu kadar önem veriyor? Neden koca bir Kıta’nın % 75’inin günlük geçimi için harcadığı parayı sadece bu İnekler’e yediriyor?!!! Çünkü şu anda bütün Dünya’yı kasıp-kavuran ve adına “Küresel / Finansal Kriz” denen belâdan etkilenmeyen veya az etkilenen veyahutta girdiği bu krizden en çabuk çıkacak olan Ülkeler “Tarım’ı ayakta olan Ülkeler”… “Hayvancılığı” da Tarım’ın içinde düşüneceksiniz!
“Tarım’ın olmazsa olmazı” ne peki? “Hayvancılık” tamam, “su” tamam, “mazot” tamam… Tamam ama “bunlardan daha önemli bir olmazsa olmazı” var Tarım’ın… O da “Tohum!”…
> “TOPRAK-TARIM-TOHUM” ISRARIM, BENİM ONURUM!
Ben bu “Toprak-Tarım-Tohum” konusunda bu Ülke’de ençok konuşup-yazan Siyasetçi ve Yazar’ım… Bunun “haklı” onurunu taşıyorum… O kadar çok konuştum ve yazdım ki, bunlar “koca bir kitap” oldu ve Millet’in önüne kondu!
Yazar Yatağanbaba / Bütün Eserleri – 6 :
MİLLET OLMAKTAN UZAKLAŞIYORUZ
(Toprakçılık Ayağı ve Toprak Satışları)
Sipariş Sitesi: http://topraksatislari.tr.gg
Hatta İşçi Partisi düzenlediği “Kriz ve Çıkış Yolu Kurultayı”na davet ettiğinde, salondaki Oda ve Dernek Başkanları’na / Sivil Toplum Kuruluşları’na, Üniversite Profesörleri’ne / Akademisyenler’e “krizden çıkış yolu”nu anlatırken, Türkiye’de bir “Tohum Bankası”nın kurulmasını ve “Fındık Borsası”nın Türkiye’ye getirilmesini “çare” olarak gösterdim! Yaklaşık 3 saat süren 7 kişinin konuştuğu ve de “iki defa alkışlanan tek konuşma” olan sunumumun, yaklaşık 4 dakika süren videosunu sitesinden izleyebilirsiniz:
Siyasetçi Yatağanbaba / 66.Haber Bülteni :
KRİZİ “1 DAKİKADA” ÇÖZERİM!
(Türkiye Türkiye’den Yönetilmelidir!)
Sitesi: http://tarimdenizli.blogcu.com/92-bulten-muhur-kimdeyse-suleyman-odur-10-baski_33427081.html
Bahsettiğim açıklamalarımı 2007’nin başlarında yaptım. Kitabım ise Mart 2008’de yayınlandı… Ben bu “Millet Olmaktan Uzaklaşıyoruz / Toprakçılık Ayağı ve Toprak Satışları” kitabımın mutlaka okunması ve de “bir veya bir-kaç kampanya ile” okutulması gerektiğine inanıyorum. İmkân sahipleri bu sesime kulak vermeli / benimle irtibata geçmeli ve bu kitabı topluca satın alıp insanlara okutmalı. O kitapta Türkiye’nin yarınları var çünkü…
Yaklaşık 3 yıldır bu konuda benden başka ses çıkmaz / ısrar eden olmazken, 2009’un ortalarında –nihayet- “başka sesler” de duyulmaya başlandı. Bunlardan bir tanesini buraya alıyorum, çünkü “Tohum üretimi”ne gerekçesi çok çarpıcı:
Tohum “silahtan daha önemli” ve tehlikeli hale geldi! Türkiye’de “kendi tohumumuzu” üretmeye başlamalıyız! (İsmail Tokalak / Kanal 24 Tv. / 30 Mayıs 2009 – 17:44)
Bunu fark eden sadece Tokalak değil. “Ülke” bazında da fark edenler var. Şu haber bunun kanıtı:
> “ÇEŞİTLİ AMAÇLAR / TOHUM ÜRETMEK İÇİN” TOPRAK SATIN ALDI!
Economist’e göre 2006 –2009 arasında “kontrolu ele geçirilen topraklar”ın özet dökümü şöyledir (000 hektar olarak); Brezilya 100 , Nijerya 10, Kamerun, 10, Angola 25, Zambia 2.0 milyon, Mali 100, Ukrayna 387, Mısır 10, Sudan 1.5 m., Kongo 2.8 m, Mozambik 100, Tanzanya 551, Kenya 40, Habeşistan 18, Pakistan 324, Rusya 569, Laos 100, Kamboçya 100, Filipinler 100.
Arazi miktarı tam kesin olarak bilinmeyen anlaşmalar ise şunları kapsamaktadır; Kuveyt’in pirinç üretmek için Kamboçya , ABD’nin (Goldman Sachs ) tavuk ve domuz için Çin’de, Hindistan, İngiltere ve S,Arabistan’ın çeşitli konularda Habeşistan’da , Dijibouti’nin Malavi’de, İngiltere’nin bioyakıt için Mozambik’te, Mısır , Kuveyt ve Katar’ın çeşitli amaçlarla Sudan’da ve Bahreyn’in Türkiye’de anlaşmaları bulunmaktadır. (Güran Tatlıoğlu / “Yeni Sömürgecilik Neocolonializm” Makalesi / Anayurt Gazetesi / 31 Mayıs 2009 – Ankara)
Bizim “başımızdaki” -sadakayı da saptırarak- “hazır yemeye” alıştırırken, ellerin “başındaki” kendi Ülkesi’nin dışındaki bir başka Ülke’den toprak satın alıp “tohum üretiyor”… “Bizim başımızdaki” mi “ellerin başındaki” mi “kafasız” oluyor bu durumda! “Bizim başımızdaki” kafasız / aklını kaybetmiş gibi, bırakın başka Ülke’den toprak satın alıp tohum-mohum yetiştirmeyi falan, elimizdeki “en verimli Tarım Arazileri’ni” bile ona-buna satmakla meşgûl!!!
> ATATÜRK’ÜN SÖZÜ’NÜN “1 KELİMESİ” DEĞİŞTİRİLDİ,
SONUÇ “TÜRK TARIMI’NIN İFLASI”NA KADAR GİTTİ!
Neden yapıyor / neden yaptırıyorlar bunu? Bunun bir “sebebi” olmalı. Var da! Bunun sebebi / ucu “Atatürk’ün tesbiti”ne dayanıyor! Atatürk 1920’lerde Yatağanbaba’nın 2010’larda söylediğini söylemişti çünkü… Atatürk 100 yıl önce görmüş ve bize öğretmişti ki, “bir Ülke’nin ayakta kalması üretmeye bağlıdır”, bunun en önemli kısmı da “Tarım”dır!
Atatürk’ün bir de, bu “siyaseti” ile özdeşleşmiş bir “sözü” vardır, “köylüler” ile ilgili… İşte şimdinin Erdoğan’ı, dünün onun paşa ağabeyleri ilk önce bu “sözü” –bilinçli olarak- değiştirdiler…
Atamızın sözü bize şöyle öğretildi değil mi?!:
Köylü Millet’in efendisidir!
Hatta bu söz, Atamız Atatürk’ün ağzından çıktıktan sonra “gündemi ençok” -bir manken mi, şarkıcı mı, oyuncu mu, programcı mı, “ne olduğunu bilmediğim ve anlamadığım”- sarışın ve güzel bir bayan sayesinde işgâl etti! Aysun Kayacı adlı bayan “dağdaki okumamış çobanla, okumuş olan benim oyumun değeri aynı, bu yanlış değil mi” deyince kıyamet koptu ve kıyameti koparanlar Atatürk’ün bu sözüyle savunmaya geçti: “Atatürk ‘köylü Millet’in efendisidir’ demiştir, sen nasıl olur da çobana / köylüye böyle bir söz söylersin?”
Şimdi ben burada “külleri bile kalmamış” bir tartışmayı yeniden alevlendirecek değilim? Aysun Kayacı sözünde “haklı” mı “haksız” mı tartışmasının tek kelimeyle “evet” veya “hayır” diye bir cevabı yok!
Burada tartışılması gereken asıl konu “hiç gündeme gelmedi” ve konuyu dillendiren Aysun Kayacı’ya sövüp-süpürülerek bu konu kapandı gitti. Peki bu konuda “asıl gündeme getirilmesi gereken” neydi? Şuydu:
Atamız Atatürk’ün “köylü Millet’in efendisidir” diye bir sözü-mözü yoktur!
“Söylediği” iddia edilen bu sözü, “dönüştürülmüş bir sözü”dür! Peki Atatürk aslında “ne demiş” de, sonradan bu sözü “neye dönüştürülmüş”tür?
Buna “benim nefesim” yetmez! Fakat bu Ülke’de buna “nefesi yetenlere” de vardı ve şöyle demişti:
Atatürk’ün sözünü değiştirip-çarpıttılar. Atatürk “köylü Millet’in efendisidir” demedi, “bu ülkenin asıl sahibi / efendisi, “üretici olan köylü”dür! (Atilla İlhan / Kanal Biz Tv. / Atilla İlhan’la Yolculuk / 12.09.2008 / 01:35)
> ATATÜRK’ÜN “TARIM POLİTİKASI” NEDEN DEĞİŞTİRİLDİ?!
Ben bunu Atilla İlhan’dan “ilk duyduğumda” / öğrendiğimde şok geçirdim! Geçirdiğim şok süresinde de, “Türkiye’nin Tarım Politikası üzerinde oynanan oyunlar” bir film şeriti gibi gözümün önünden geçti ve farkına varamadığım sinsi oyunları fark ettim, aylakta kalan bazı konular da yerine oturdu!
Şimdi şu anda beni okuyanlardan bazılarınız, “ya bunda bu kadar şok geçirecek ne var?” diyebilir! Hatta bazılarınız “ ‘köylü Millet’in efendisidir’ sözü ile ‘üreten köylü Millet’in efendisidir’ sözünün arasında ne fark var?” da diyebilir!
Siz bu soruyu AB’ye ABD’ye ve de AKP-Erdoğan’a soruverin, arasındaki “dağlar kadar farkı” anlatıversinler…
Değerli Okurlar ve de hatta Değerli Seçmenler!
“Köylü Millet’in efendisidir” başka şeydir, “üreten köylü Millet’in efendisidir” başka şey! Bunların anlamları ve boyutları ne Türkçe’de ne de Mantık’ta “aynı”dır! Anlamları çok farklıdır!
Atatürk’ün “üreten köylü Millet’in efendisidir” sözü üzerinde, Tarih içinde “çaktırmadan” bir operasyon yapılmış ve bu sözü “köylü Millet’in efendisidir”e dönüştürülmüştür! Türkiye’nin “Tarım Politikası’nı” yani “üreten Türkiye’yi” engelleme girişiminin ilk adımı, işte Atamızın bu sözünü değiştirmektir. Çünkü bu değiştirilmezse, çiftçiyi “üretmekten” nasıl alıkoyacaklar?!
1920’lerde söylenen “üreten köylü” sözünden “üreten” kelimesi / şuuru / politikası çıkarılınca 2010’larda Tarım’da geldiğimiz nokta işte ortada. “En verimli Tarım Arazileri satılmış”, “Tohum’suz kalmış” ve de karnını doyurabilmek için 106 Ülke’den “gıda ithal etmek zorunda kalmış” bir Türkiye… Yani “tek kelimeyle” söyleyecek olursak “Aciz Türkiye”… Bu “alçakça ve de sinsice” oyunu / politikayı fark edemediği, bunu fark etmekten aciz olduğu için “acınacak duruma düşmüş” ve / veya “düşürülmüş” Türkiye…
Kahvede taş / okey döşeyen köylü, “benim efendim” falan değildir kardeşim!
O köylü bırakın “efendi” falan olmayı, bu Millet’in sırtına bir “yük”tür…
“Efendi” olmak, “yan gelip-yatmak”la değil, -Atamız Atatürk’ün ifadesiyle- “çalışmak”la yani “üretmek”le olunur!
Atamız Atatürk köylümüze / çiftçimize “bunu böyle” öğretmiş / çalışıp-üretmeye teşvik etmiş ve “böyle yaparsanız Ülkemiz ayakta kalır ve siz de bu üretimin en önemli ve de ilk adımı olan Tarım’la meşgul olduğunuz için herkesin gönlünde ‘efendi’ olursunuz” demek istemiştir!
> KÖYLÜ / ÇİFTÇİ “ÖVEREK” YOK EDİLDİ…
Vefatından sonraki dönemde ise Atamız Atatürk’ün içerideki ve dışarıdaki düşmanları, köylünün elinden toprağını, gübresini ve de tohumunu almış ve “sadakaya alıştırarak” üretimi durdurmuş, “ürettiği sürece” layık olduğu ve hak ettiği “efendiliği” ona “üretmeden-yan gelip yatarak” vermiştir. Bu tür siyasetlere “överek yok etmek” denir!
Köylüye “sen bizim efendimizsin” diye diye sözde “yüceltiyorlar” aslında ise “köleleştiriyorlar”… Köylü yani çiftçi köleleşirse yani “esirleşirse” o köylülerin / çiftçilerin yaşadığı Ülke de “esirleşir”!!!… İşte bak biz “karnımızı doyurabilmek için” bile 106 Ülke’ye muhtacız, bundan daha alâ esirlik mi var?!!!
“Siyasetçi” adı altındaki cebindeki veya parti kasasındaki trilyonlarla gazete ve televizyonları parselleyen “ebleh ve dangalak”, “kafasız ve basiretsiz”, “hödük ve güdük” vatan evlâtları, nasıl ki 30 Mart 2009 Yerel Seçimleri’ni “Seçim Rüşveti yarışı” ile geçirdilerse, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri’ni de “Mazot fiyatı lakırtısı” ile geçirmişti…
> “BURUNLARINI SÜRTE SÜRTE” DEDİĞİM YERE GELECEKLER!
Bu ebleh-dangalak-kafasız-basiretsiz-hödük ve de güdük “Siyasetçi” adı altındaki “ayak takımı” güzellikle olmazsa “burnunu sürte sürte” dediğim yere gelecek… Hiç boşuna sağa-sola kaçmasınlar… Kaçmasınlar ki şu Millet’in onyılları telef olmaya devam etmesin.
Gelecekleri yer, Türkiye’de bir “Tohum Bankası”nın kurulmasıdır!
Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durmasının, yarınlarının, onurunun “olmaza olmazı” da “ilk adımı” da budur!
“Tohum!...”
Çünkü “tohum yoksa”, Atamız Atatürk’ün altını çizip-yücelttiği “üretim” mümkün değildir! “Üretim” olmayınca da “dışa aşırı bağımlılık” yani esaret kaçınılmazdır! Yani bunlar bunlara “kökü bereketsiz” derken “yalan” söylüyorlar, çünkü “bereketsiz” dedikleri o “kök”, tam tersine “bereketliydi” çünkü “üretime / tohuma dayalı”ydı, bunlar “üretim yerine üretmemeyi” 100 yıldır dayattı ve sonra da suçladı. Hakikaten “bereketsizlik” söz konusu ise, bunun “faili” aslında bunu diyenlerdir!!!
Koskoca Türkiye üç karışlık alandaki mayınları temizleyemediği için verdiği 6 şehit için kıyameti koparıyor ama görmüyor ki, “Tohum’suz” ve “Tarım’sız” Türkiye’nin “gelecek nesilleri” dinamitleniyor… Bir Millet’in geleceği / nesilleri ile ilgili bu dinamitleme / patlama, 6 şehit verdiğimiz mayınlama / patlamadan daha mı az önemlidir?!
“Duygusallığı” bir kenara bırakırsak, bunun cevabı bellidir!
---------------
Halkın Yükselişi Partisi (HYP) Denizli İl Başkanı ve Yazar Yatağanbaba olarak “Tohum’un silahtan daha tehlikeli / önemli oluşu”, “Atatürk’ün ‘üretmek politikası’nın ‘hazırdan yemek politikası’na dönüştürülmesi” ve de “köylünün değil, ‘üreten köylü’nün efendi olduğu” konularında, diyeceklerim ve “duruş”um budur. Aziz Milletimiz’e “bunu bize öğreten Atilla İlhan’ı rahmetle anarak, konuşmayı yayınlayan Kanal Biz Televizyonu’na da teşekkür ederek” saygıyla duyuruyorum!
01.06.2009 18:32:00