Türkiye

Haşhaşi ne demek ? Haşhaşi nedir ?

Başbakan Erdoğan'ın, Cemaati kastederek söylediği 'haşhaşi' kelimesi ne demek ? Haşhaşinin anlamı ne ? Tarihte katil ve suikastçı olarak bilinen ve Hasan Sabbah tarafından kurulan örgüt o kadar yayılıd ki, suikast ile adam öldürmek anlamına gelen İngilizce kelime 'Assasination' kelimesi bu örgütün adınan gelmektedir. Haşhaşiler kimdir ? Haşhaşi ne demek ?

Haşhaşi ne demek ? Haşhaşi nedir ?

14 Ocak 2014 17:12
-A

+A

Haşhaşîler’in üssü olan Alamut Kalesi, Elbruz dağlarında 1800 metre yükseklikte bir kartal yuvasıydı. Zaten ismi de kaleyi inşa eden Deylemliler’in dilinde “kartal yuvası” manasına geliyordu.

Haşhaşin ya da Haşhaşiler (Arapça: حشیشیة Hashīshīya ya da حشاشون Hashīshūn), Haşişin, Haşhaşin, ya da Haşhaşiyyin adı verilir.

Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerekOrta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur.[1]

Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy’da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye’ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur.[1]

Konu başlıkları

Etimoloji

“Haşhaşin” kelimesinin kökeni ve anlamı 19.yy’a kadar Batı dünyasında tartışma konusu olmuştur. 19 Mayıs 1809 tarihinde Silvestre de Sacy’nin İnstute de France’da yayınladığı bildiride kelimenin etimolojisine getirdiği açıklama kabul görmüştür. Sacy’e göre Batı dillerinde “suikastçi, kiralık katil” gibi anlamlara gelen ve en erken Haçlı Seferleri kayıtlarında rastlanan “assasini, assissini, heyssisini” gibi kelimelerin kökeni Arapça’daki “haşhaş” kelimesidir. Bu kelimenin çoğulu ise “haşhaşiyün, haşhaşin” gibi kelimelerdir.

“Haşhaş” kelimesi Arapça’da “ot” daha doğrusu “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelir. Sonraları kelimenin anlamı uyuşturucu etkisiyle bilinen hint keneviri ile özdeşleştirilmiştir. Silvestre de Sacy, Haşhaşinlere bu adın haşhaş kullanma alışkanlıkları yüzünden verildiği kanısını benimsememekle beraber bu adın, Şeyhin fedailerine vaat ettiği cenneti tattırabilmek için onlara gizlice haşhaş içirmesiyle ilgili olabileceğini düşünmüştür. Bunu da özellikle Marco Polo’nun seyahatnamelerinde geçen Cennet Bahçeleri hikayesiyle temellendirmiştir. 1273 yılında İran’dan geçmiş olan Marco Polo’nun seyahatnamesindeki hikaye kısaca şöyledir:” Kendi dillerinde Şeyh’e Alaaddin deniyordu. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı.Dağın Şeyhi müritlerinin gerçekten cennette olduklarını zannetmeleri için burayı Hz. Muhammed’in cennet tasvirine benzetmişti. Bizim yaşlı adam dediğimiz bu efendi fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar halinde bahçeye taşıtıyordu. Gerçekten cennete gittiklerini zanneden müritlerini bir göreve göndereceği zaman Şeyh “Gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir.” diyordu. Şeyh’in cennetine geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.”.

Ancak Orta Çağ İslam Tarihi konusunda dünyanın önemli üniversitelerinde görev yapan uzman tarihçiler, erken dönemlerde ortaya çıkan, geniş bir alana yayılmış olan ve bazı tarihi roman yazarlarının eserlerini süsleyen bu sıradışı Cennet Bahçeleri hikayesinin neredeyse tamamen gerçek dışı olduğunu belirtmektedir. Çünkü tarikatın faaliyet gösterdiği dönemde yaşamış olan hem İsmaili hem de Sünni tarihçilerin (Cüveyni, Reşidüddin) eserlerinde böyle bir söyleme rastlanmamaktadır. Ayrıca Haşhaşi ismi tarihi belgelerde sadece Suriye İsmaililerini nitelemek amacıyla kullanılan yerel bir addır. İran İsmailileri için hiçbir belgede bu isim kullanılmamaktadır. Tarihçilere göre bu isim tarikat üyelerinin eylemlerine bir açıklama getirme çabası yerine, alaycı bir yaklaşımla onların garip inanışlarını ve abartılı tavırlarını küçümsemeye yönelik bir ifadedir. Bunun yanında “Dağın Şeyhi” (Şeyh-ül Cebel) tabiri de Suriye’ye özgüdür. İran İsmaililerinin lideri için tarihi belgelerde böyle bir isimlendirmeye rastlanmamaktadır. Ayrıca tarihçiler Haşhaşinlerin öleceklerini bile bile yaptıkları suikast eylemlerinin dini bir bağnazlık ve aşırı bir imana dayandığını, günümüzün gelişmiş dünyasında da en eğitimli, bilinçli terörist örgüt üyelerinin de din söz konusu olduğunda intihar eylemleri gerçekleştirebildiklerini belirtmektedir.[2]

Tarihçe

İslam’daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed’den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia’nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık’ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer’in küçük oğlu Musa Kazım’ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası’dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer’in büyük oğlu İsmail’i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam’daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür.

İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır’ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi’ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır’ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali’yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler’deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar’ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir.[3]

Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi’nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem’de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi’nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı.

Hasan Sabbah’ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut’ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:”Ve sonra Kazvin’den Alamut’a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler.” Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi’ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır.[4]
Haşhaşin Karargâhı Elemût – Belde’t-ûl’İkbâl’den günümüze kalan harabeler.

Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran’ı ve Bağdat’ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin’in Hülagü’nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars’a teslim etmişlerdir.[5]
Haşhaşin Örgütlenmesi ve Askeri Taktikler

Hasan Sabbah’ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da’ve (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri “davetçiler” anlamındaki dailerdir. Dailerin en alt kademesinde “davete cevap veren” anlamına gelen müstecipler, en üst kademede ise “delil” manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire, dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise “yoldaş” anlamına gelen refiktir. Sıklıkla “fedai” olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır.

Haşhaşiler tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş olan bir askeri taktik geliştirdiler. Özel olarak tek bir önemli kişiyi öldürmek olan suikastı temel askeri taktik olarak kullanan Haşhaşiler, suikastı da kendilerince dini ve psikolojik bir bir şekilde uygulamışlardır. Haşhaşilerce yapılan suikastların hiçbirinde ok, zehir gibi silahlar kullanılmamıştır. Neredeyse tüm suikastlerde hançer kullanılmıştır. Diğer önemli husus ise suikasti gerçekleştiren Haşhaşinin kaçmaya çalışmaması ve öldürülen kişinin korumaları veya halk tarafından linç edilmesidir. Uzmanlar bunu Haşhaşilerin eylemlerine ayinsel bir hava katmak ve insanları korkutma, etkileme amacıyla bu şekilde yaptığını düşünmektedir. Haşhaşilerin bu eylem biçimi Batılılar tarafından günümüzün Müslüman intihar eylemcileri ile ilişkilendirilmiştir. Ancak Orta Çağ İslam Tarihi uzmanı Bernard Lewis göre Haşhaşilerin kendilerini öldürmeyip korumalar tarafından öldürülmesinin günümüzün intihar bombacılarının kendilerini öldürmesinden kesin biçimde ayrıldığını, İslam dinine göre ikincisinin günah sayıldığını belirtmektedir.[6]
Haşhaşin Liderleri

 İran

Hasan Sabbah (4 Eylül 1090-23 Mayıs 1124)
Buzurg Ümid (23 Mayıs 1124 – 9 Şubat 1138)
Muhammed (1138-1162)
Hasan ibn Muhammed (1162 – 9 Ocak 1166)
II.Muhammed (1166-1210)
Celaleddin Hasan (1210-1221)
Alaeddin (?-?)
Rükneddin (?-1258)
Suriye
El Hakim el Müneccim (?-1103)
Ebu Tahir es-Saiğ (1103-?)
Behram (?-?)
İsmail (?-1130)
Râşidüddin Sinan el-İsmâili [Şeyh-ül Cebel(Dağın Yaşlısı),
Nasır, Mecdüddin, Taceddin, Necmeddin,
Sarimüddin Mübarek ve Şemseddin

Haşhaşin Kaleleri

İran
Alamut (1090)
Haşhaşilik Karargâhı Elemût – Belde’t-ûl’İkbâl’in bir minyatürü.
Lemeser (1096 veya 1102)
Girdkuh (1096)
Şahdiz (İsfahan bölgesi, Selçuklu başkenti)
Meymundiz
Kain

  Suriye

Efamiye
Banyas
Kadmus
Masyaf
Havabi
Rusafe
Kuleya
Menika[8]

Haşhaşinlerin Önemli Suikastleri

Selçuklu veziri Nizamülmülk (16 Ekim 1092)
İsfahan Müftüsü, Keramiyye tarikatı lideri, Bayhan valisi (1101-1103)
İsfahan kadısı Ubeydullah el-Hatib, Nişabur Kadısı (1108-1109)
Ahmet ibn Nizamülmülk’e suikast girişimi
Kürt emir Ahmedil
Fatımi Devleti ordular komutanı el Efdal (1121)
Selçuklu veziri Muineddin Kaşi (16 Mart 1127)
Abbasi halifesi Müsterşid (1134)
İsfahan, Meraga ve Tebriz valileri ve Kazvin Müftüsü
Abbasi halifesi er Raşid (6 Temmuz 1138)
Selçuklu Sultanı Davud
Kahistan, Tiflis ve Hemedan kadıları
Humus hükümdarı Cenah-üd Devle (1 Mayıs 1103)
Efamiye Kalesi hükümdarı Halef ibn Mülaib
Selçukluların Musul Emiri Mevud (1113)
Şam hükümdarı Böri (7 Mayıs 1131)
Fatımi halifesi el Amir (1130)
Trablus kontu II.Raymond (1140)
Selahaddin Eyyubi’ye iki suikast girişimi (1174 ve 22 Mayıs 1176)
Kudüs Latin Krallığı hükümdarı Montferratlı Conrad (28 Nisan 1192)
Halep hükümdarının veziri Şehabeddin ibn-ül Acemi
Antakyalı IV. Bohemond’un oğlu Raymond (1213)[9]

Medyada Haşhaşinler

Haşhaşinler Ubisoft’un yayımladığı Assassin’s Creed video oyunu serisine konu olmuştur. Oyun Üçüncü Haçlı Seferi yıllarında Altaïr Ibn-La’Ahad isimli suikastcinin öğretmeni Râşidüddin Sinan el-İsmâili’den aldığı görevlerle gerçekleştirdiği süikastleri konu alır, oyun haçlı seferleri yıllarındaki Kutsal Topraklar’ı betimlemesi yönünden de büyük ilgi çekmiştir.[10] Aynı zamanda Mike Newell’ın yönetmenliğindeki Pers Prensi: Zamanın Kumları filminde de Haşhaşinler’den yararlanılmıştır.

SELÇUKLULAR’LA ARASINDA İLİŞKİ VE HAŞHAŞİNLERİN SELÇUKLULARA YAPTIKLARI

Hasan Sabbah’ın yaşadığı dönemde ortalığa korku salan fedailerinin ölüm yöntemi hangi devlet başkanına uygulandı?

Hasan Sabbah’ın fedaileri, 11 ve 12. yüzyıllarda İran ve Ortadoğu’da yaptıkları suikastlarla devlet adamlarını zırhsız gezemez hale getirmişlerdi.

Afganistan eski Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani, bu hafta Kabil’de öldürüldü. Taliban suikastçısı günlerce bekleyip, suikastı düzenlemeden önce Rabbani’nin güvenini kazanıp, yanına yaklaşarak Afganistan’ın eski devlet başkanını öldürmüş. Bir suikast yapmak için çok uzun süre sabırla bekleyip, öldüreceği kişinin güvenini kazanmak 11 ve 12. yüzyıllarda yaptıkları suikastlarla Ortadoğu ve İran’ı tir tir titreten Hasan Sabbah’ın fedailerinin metotlarından biriydi.

Terörle gelen dehşet

Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055’te Bağdat’a girerek Abbasi Halifeliği’nin koruyucusu olup, bölgedeki Şiî Fatımî Devleti’nin nüfuzunu sona erdirdi.

Fatımîler, ordularıyla baş edemedikleri Selçuklular’ın hakim oldukları topraklarda propagandayla taraftar toplayarak güçlenmeye çalıştılar. Tarihin en acımasız ve dehşet saçan terör örgütünü kuran Hasan Sabbah, Fatımî hükümdarı Mustansır Billah’ın Horasan’daki temsilcisiydi. Hasan Sabah, yoğun bir propaganda faaliyeti sonucunda geniş bir taraftar kitlesi toplamıştı. Ancak Mustansır Billah’ın ölümünden sonra tahta istediği kişi geçmediği için Fatımîler’den ayrıldı.

Hasan Sabbah, 1090’da Alamut Kalesi’ni ele geçirerek adı terörle bir tutulacak Haşhaşî (Haşişî) örgütünü kurdu. Haşişî kelimesinin manası esrarkeş, esrar içen demekti. Sabbah, terörle dehşet yaratarak bölgede hakim olma yolunu seçmişti. Propagandanın işe yaramadığı yerde terör devreye giriyor ve yaratılan dehşetle Haşhaşîler’in nüfuz sahası genişliyordu.

Hançerlerle propaganda

Yazdığı Siyasetname ve açtığı Nizamiye medreseleriyle tanınan Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk, tehlikenin erkenden farkına varmıştı. Cinayet işleyen Haşhaşî fedailerini öldürtüp, ibret olsun diye şehir meydanlarında teşhir ettirdi. Ancak öldüklerinde Hasan Sabbah’ın kendilerine vadettiği sahte cennete kavuşmayı umut eden Haşhaşîler, böyle önlemlerle sindirilemezlerdi. Bunun üzerine bir Selçuklu ordusu 1092’de Alamut Kalesi’ni kuşattı ancak alamadı. Hasan Sabbah, kendisini yok etmek isteyen Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ü Ebu Tahir isimli bir fedaisini göndererek öldürttü.

Büyük Selçuklu Devleti’nin iki numaralı ismini yok eden Haşhaşîler, bu suikastla büyük bir propaganda yaptılar. Melikşah’ın oğlu Berkyaruk Haşhaşîler’e düşman birini vezirliğe getirince suikasta uğradı. Suikasttan yaralı kurtulan Selçuklu Sultanı, bu olaydan sonra Haşhaşîler’in üzerine gitmeyerek, uzak durdu. Ancak Haşhaşî terörü o kadar etkili olmuştu ki, devlet adamları zırhsız gezmiyorlardı. Halk korkudan evinden çıkamaz hale gelmişti.

Büyük Selçuklular, Berkyaruk’tan sonra da Hasan Sabbah’la mücadeleye devam ettiler. Berkyaruk’un kardeşi ve son Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, bir Haşhaşî fedaisinin yastığına sapladığı hançer üzerine Haşhaşîler’le mücadeleden vazgeçti.

1124’te Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra da Haşhaşîler, terör faaliyetlerine devam ettiler. Haşhaşî fedaileri, hedeflerine ulaşmak için kılık değiştirip, yıllarca sabırla beklerlerdi. Mahalli lehçeleri öğrenip, öldürecekleri devlet adamlarının yakını olmak için yıllarca uğraşırlardı. Hasan Sabbah’ın fedailerinden kurtulmak için akıl almaz tedbirler alan, kendilerini kalelere hapseden birçok devlet adamı yine de Haşhaşî hançerlerinden kendilerini kurtaramamışlardı. Hasan Sabbah’ın fedailerinden kurtulmak hemen hemen imkânsız gibiydi.

Dımaşk (Şam) Atabeyi Böri, Haçlılar’la işbirliği yapıp Şam’ı ele geçirmeye çalıştıklarını görünce Haşhaşî sempatizanı binlerce kişiyi öldürtmüştü. Böri, bu olaydan sonra bir suikasta uğramamak için zırh giymeden ve korumaları olmadan bir yerden bir yere gitmemeye başladı. Ancak iki Haşhaşî fedaisi Şam’a gelip orduya girdiler. Uzun süre sadakatle hizmet ederek Böri’nin korumalığına yükseldiler. 1131’de Böri, yediği hançer darbeleriyle yaralandı. Yaraları bir türlü iyileşmeyen Böri ertesi yıl öldü.

Assasin (suikastçı) kelimesinin kaynağı “Haşşaşîn”dir

Avrupalılar, Haçlı seferleriyle 11. yüzyılın sonlarından itibaren Ortadoğu’ya yerleşince Haşhaşîler’le de karşılaştılar. Haşhaşîler’in isimleri ilk defa Alman İmparatoru Frederik Barbarossa’nın 12. yüzyılda Ortadoğu’ya gönderdiği elçisinin raporunda geçer. İmparatorun elçisi, Haşhaşîler’i devlet adamlarını terör yoluyla sindirmeye çalışan sapkın bir grup olarak zikretmişti. Elçinin raporundan birkaç yıl sonra Sur Başpiskoposu William da yazdığı bir kitapta Haşhaşîler’i devlet adamlarını hançerle katleden bir grup olarak anlatmıştı.

Haşhaşîler, Haçlılar’ın Kudüs Kralı Conrad’ı 1192’de öldürünce Avrupa’da isimlerinden sıkça bahsedilmeye başlandı. Haşhaşîler’in büyü, uyuşturucu ve çeşitli vaatlerle kandırılarak cinayet işlediklerini ve önderlerinin her dediklerini gözleri kapalı yerine getirdikleri Haçlı tarihlerinde anlatıldı.

Seyyah ve tarihçilerin eserleriyle Avrupa’ya yayılan Haşhaşî kelimesi, 13. yüzyıldan itibaren Batı dillerinde suikastçı (assasin) manasında kullanılmaya başlanıldı. Dante’nin İlahi Komedya isimli eserinde “assasin” kelimesini kullanması bu terimi yaygınlaştırdı.

Haşhaşîler’in öldürdükleri devlet adamları saymakla bitmez

Haşhaşîler’in cinayetleri saymakla bitmez. Tarihin en kanlı katillerinin öldürdükleri bazı önemli devlet adamları şunlardır:

1092- Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk.

1103- Humus yöneticisi Cenahüddevle.

1108- İsfahan Kadısı Ubeydullah.

1113- Musul Valisi Mevdud.

1121- Fatımî Veziri Efdal.

1126- Musul Valisi Aksungur.

1127- Büyük Selçuklu Veziri Muineddin Kâşâni.

1130- Fatımî Halifesi el-Amir.

1131- Şam Atabeyi Böri.

1136- Abbasi Halifesi Müsterşid.

1137- Eski Abbasi Halifesi Raşid.

1177- Zengi Veziri Şehabeddin.

1192- Kudüs Kralı Conrad.

1200- Harezmşah Devleti Veziri Mesud.

Kartal yuvası

Haşhaşîler’in üssü olan Alamut Kalesi, Elbruz dağlarında 1800 metre yükseklikte bir kartal yuvasıydı. Zaten ismi de kaleyi inşa eden Deylemliler’in dilinde “kartal yuvası” manasına geliyordu. Kale, Haşhaşîler’in düşmanları tarafından defalarca kuşatıldıysa da alınamamıştı.

Alamut’ta taş üstünde taş kalmadı

Haşhaşîler’in terör dalgası 1200’lerin ortasında sona erdi. İlhanlı Hükümdarı Hülagu Han, Alamut Kalesi’ni alarak taş üstünde taş bırakmadı. Kaledeki herkesi öldürttü. Haşhaşîler, daha sonra kalelerini geri almak için mücadele ettilerse de, bir netice alamadılar.
Anahtar Kelimeler : Haşhaşi , Haşhaşi nedir, ,
Facebook'ta paylaş butonu
Print
ÖNE ÇIKANLAR

ALINTI YAZARLAR

ANKET

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER
HAVA DURUMU

ARŞİV

Günlük Gazeteler

Oku