KIZIM ZİRVE ve İPEK MEDYA

YAVUZ OYMAK

YAVUZ OYMAK



30 Ekim 2015, 19:27

YAVUZ OYMAK


Adı Zirve...

Yazımın başlığı ilk anda sizi şaşırtmış olabilir. Biraz sabredin lütfen, anlatacağım...

Zirve kızımın adı. Takvimler 24 Ekim saat 09.43'ü gösterdiğinde; hayatımın en özel, en tarifsiz anını yaşadım.


Bir kız evlattı başıma gelen.

Doğumu, ilk banyosu, bitmek tükenmek bilmeyen ağlaması, gazı, altını kirletmesi, ilacı, uykusuz geceler derken henüz bir şey anlayamadım babalıktan.


Doya doya sevemedim, koklayamadım hala.

Kıyamıyorum çünkü...  Çizgi film karakteri gibi görüntüsü, minicik el ve ayakları, bir açılıp bir kapanan gözlerine dokunursam incinir, canı acır sanıyorum hep.

İlk deneyim...

İlk deneyim tabii. Tecrübesizlik var.

Evlat sahibi olmadan önce hayatın değişecek, bundan sonra sadece onun için yaşayacaksın derdi dostlar.

Doğruymuş. Hem de çok doğru.


Daha ilk haftada sayısız ilkleri yaşadık beraber.
Kulağına adını ve ezanı ben okudum.

İnşallah...

İnşallah uzun, sağlıklı, başarılı bir ömrü olur.
İnşallah adı gibi zirvelerde yaşar.
İnşallah ailesine ve ülkesine hayırlı bir evlat olur.

Allah evlat sahibi olmak isteyen herkese nasip etsin bu duyguyu.
Bunu can-ı gönülden diliyorum.

Biz de bismillah dedik ve ''adı evlat olan'' bu zorlu ama bir o kadar da kutsal yola girdik.
Allah utandırmasın...

Affınıza sığınarak buraya kadar kendi özelimden bahsettim size.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE GELİNCE...

Kızım Zirve doğduktan sonra, daha onun heyecanını yaşayamadan Türk Basın Tarihi'nin en kara günlerine tanık oldum.

2 televizyon ve 2 gazete'nin ( Bugün Tv, Bugün Gazetesi, Kanaltürk ve Millet Gazetesi ) kapıları polis tarafından kırılarak, ekranları karartıldı.

Canlı yayında tüm dünyaya rezil olduk.

İleri demokrasiden bahsettiğimiz ülkemizde, 'ileri baskının en cüretkar hallerini' yaşadık.

Kayyum ekibinin gazetecilere reva gördüğü muamele, hepimizi çileden çıkardı.

Görevi ve yetkisi olmadığı halde polislere, gazetecileri işaret ederek 'alın şunu' demesi, iş akidlerini fesh etmesi sözün bittiği yerdi.

Bugün Tv Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros'un son dakikaya kadar; ana kumandadan canlı yayın yapması, ''çırpınarak'' sesini duyurmaya çalışması basın tarihinin asla unutamayacağı görüntüler olarak kaydedildi.

Hele öğleden sonra yani yayın karartmadan birkaç dakika sonra Toros'un sesi titreyerek; 'yayını buraya kadar getirebildim' demesi de Türk Basını'nın uzun yıllar sorgulaması gereken anlar oldu.

Susanlar, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler yine 'kendilerilerine yakışanı yapıp' sustular.

Birçokları Kanaltürk ve Bugün Tv'ye yapılanlara destek vermeyi, cemaate destek vermek gibi algılayıp yaşananları sadece izledi.

Oysa ki basına yapılan bu tavrı eleştirmek, meslektaşlarımıza destek vermek cemaate destek vermek değil; ifade ve halkın haber alma özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü korumaktı.

Özgür basının sesinin asla kesilmemesi gerektiğine verilen destekti.

Ne oldu?

Onlarca insan işsiz kaldı. Kalanların ne olacağı belli değil.
Yöneticiler bir tarafa; bir ay maaş almasa evlerine ekmek götüremeyecek durumda olan emekçiler ne yapacak şimdi?

Kıt kanaat geçinen, eşinin çoluğunun çocuğunun tüm geleceği çalıştıkları kurumdan aldıkları maaşa bağlı olan onca insana ve ailelerine bu durumu kim nasıl açıklayacak?

Dünya basını bizden neredeyse 3. dünya ülkesi gibi bahsediyor.
Uluslararası saygın basın kuruluşları; 'diktatörlüğe bir adım kaldı' diye manşetler atıyor.

Mesele hükümet - cemaat arasındaki savaşta bir karar vermek zorunda olmak değil.
Mesele basın özgürlüğünü savunmak.

Bizimle aynı fikirde olmayanlara tahammül etmek.
Söz söyleme hakkının kutsallığına inanmak.

Çok açık söylüyorum:

Kanaltürk ve Bugün Tv'nin başına gelenler eğer hükümete yakın medyanın başına gelse; yine aynı tepki verilmeli.

Eğer gerçekten özgür basının susmaması gereken sesiyse mesele; bu tam da böyle olmalı.

Bir ülkede hukuka, adalete, polise, askere, medyaya, siyasilere güven ayaklar altına alınırsa; birileri de çıkar kendi adaletini sağlamaya çalışır.

Bu da kaosa sebep olur ki; sonu felaketten başka bir şey olmaz.

Bütün bunları söylerken de; bir gazeteci olarak da çuvaldızı kendimize batırmamız gereken yerler olduğunun da farkındayım.

Masum değiliz hiçbirimiz...

Tetikçilik, adam kayırma, hükümete yanaşma, iş adamlarına şirin görünmeye çalışma, çalışanların hakkını gasp etme, 212 basın sigortalarını yapmama, üç kuruş maaşa çalıştırma, maaşını gününde vermeme gibi mesleğimize yakışmayan onlarca durum sık sık gazetecilikle anılıyor.

Kendi kapısının önünü temizlemeyen ya da temizlemek işine gelmeyenin de; başkasının kapı önüne söz söyleme hakkı yoktur.

Kısacası bahsettiğim bu konular sadece gazetecilerin meselesi değil.
78 milyonluk koca bir ülkenin meselesi. 

Ne kadar faydalı olur bilmiyorum ama her şeyin bir an önce normalleşmesini, herkesin birbirine tahammül etmesini ve bizim gibi düşünmeyenlerin de söz söyleme hakkına saygılı olmayı diliyorum.

Son sözüm: Pazar günü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nin en kritik seçimi yapılacak.
Kime verecekseniz verin ama oyunuzu mutlaka verin.

Bu hem bir vatandaşlık görevi hem de ülkenin geleceği için çok önemli bir viraj.
Oyunuzu ne olursa olsun kullanın.

Saygılarımla...

YAVUZ OYMAK
30.10.2015



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mega hol - 2 yıl önce
Allah analı babalı büyütsün